Sinnergie

Hayvanlar & Et

Ne yediğimiz hiçbir zaman yalnızca bir damak tadı meselesi değildir. Aynı zamanda bir şefkat, bir alışkanlık ve pek de yakından bakmak istemediğimiz şeyler meselesidir. Beni uzun zamandır eşlik eden birkaç düşünce.

Sıcak sabah ışığında geniş, sakin bir doğa manzarası

Bilinçli yaşa · Beslenme

Hayvanla ilişkimiz

Farkındalık benim için kendi bedenimde de bitmez, genel anlamda çevrede de. Tabağımda ne olduğu – ve oraya nasıl geldiği – gibi çok somut bir soruya kadar uzanır. Et kadar bu denli ayrıntılı konuşmaktan kaçındığımız neredeyse başka bir konu yoktur, ve tam da bu yüzden o beni meşgul ediyor.

Bu konuda kendime sürekli bir soru soruyorum: Neden öldürmek ki? Hayatta kalmak için mi? Pek değil. Dünyanın bizim kısmında çoğumuz, bir hayvanın ölmesine gerek kalmadan da her zaman yeterince yiyeceğe sahip olurdu. Yani bu nadiren bir zorunluluk; daha çok alışkanlık, keyif ve rahatlıktır – ve bu başka bir şeydir.

Beni özellikle düşündüren şey, hepimizin içindeki sessiz bir çelişki: Domuzu ve tavuğu son derece doğal biçimde yiyoruz, at ya da köpek eti düşüncesi bile bizi ürpertiyor. Oysa bu hayvanlar arasındaki biyolojik farklar şaşırtıcı derecede küçüktür – bir domuz, bir köpekten daha az hisseden, daha az zeki değildir. Yani sınırı nereye çektiğimiz doğanın değil, kültürümüzün bir meselesidir. Bir hayvanı sevmeyi, diğerini ise yemeyi öğrenmişiz.

Arkasında ne var

Etik boyutun yanında, beni aynı şekilde etkileyen son derece nesnel ekolojik bir boyut da var. Önemli bulduğum birkaç rakam:

  • Hesaplama yöntemine göre hayvancılık, dünya çapındaki sera gazlarının yüzde 14 ila 18'ine neden olur – ve metan emisyonlarının özellikle büyük bir kısmına.
  • Tek bir kilogram sığır eti ortalama yaklaşık 99 kilogram sera gazına neden olur – buğday ise yalnızca yaklaşık 2,5. Tek başına sığır eti, gıda üretiminden kaynaklanan tüm emisyonların yaklaşık dörtte birini oluşturur.
  • Dünya tarım alanlarının üçte ikisinden fazlası doğrudan bizim beslenmemize değil, hayvanlar için yem yetiştirmeye hizmet eder. Tatlı suda da hayvancılık muazzam bir pay tüketir.
  • Miktarlar devasa: Dünya çapındaki et tüketiminin 2050'ye kadar yılda 500 milyon tonun üzerine çıkması bekleniyor – 2000 yılındakinin iki katı kadar. Bunun ardında, neredeyse hayal edilemeyecek bir ölçekte endüstriyel hayvan üretimi yatıyor.
  • Araştırmalar „Planetary Health Diet“ (EAT-Lancet Komisyonu) ile büyük ölçüde bitkisel, flexitarian bir yol tanımlıyor: bol sebze, meyve, tam tahıl ve baklagil, yanında yalnızca az miktarda et. Tam bir vazgeçiş değil, belirgin bir azaltma bile iklimi, toprakları ve hayvanları hissedilir biçimde rahatlatıyor.

Birlikte düşünmeye devam etmek için

Bu konu birkaç cümleyle halledilemez ve burada kimseye ders vermek de istemiyorum. Mesele benim için dürüst bir düşünme. Jonathan Safran Foer'in „Tiere essen“ kitabı beni çok etkiledi – bir bildiri değil, hayvanları yediğimizde ne yaptığımız sorusuna yanıt arayan, çok kişisel, neredeyse şefkatli bir arayış.

Richard David Precht ile Robert Spaemann arasındaki felsefi diyaloğu da benzer biçimde değerli buluyorum: vaaz vermek yerine boğuşan iki akıllı insan, ve insanın kendi çelişkilerine katlanmasına izin veren bir konuşma.

Sonunda benim için tek büyük bir soru kalıyor: Şefkatimizi tüm hayvanlara eşit ölçüde uzatmak neden bu kadar zor geliyor? Buna hazır bir yanıtım yok. Ama soruyu dürüstçe sormanın bile içimizde bir şeyi değiştirdiğine inanıyorum.

Şefkat aslında tür sınırı tanımaz – onu yalnızca daha rahat olduğu için çiziyoruz.
Daria Czarlinska

Sohbette birlikte düşünmek

Bu konu seni etkiliyorsa, hakkında konuşalım – bir seansta, koçlukta ya da retreatte. Dogmasız, ama açık bir yürekle.

İletişime geç